Prof.Kemal Can ”Büyük Atatürk’ün Kıyafetler Konusunda Ciddi Olarak Attığı Adımlar Nelerdi” Konulu Sempozyuma Konuşmacı Olarak Katılmıştır

Tekstil ve Moda Tasarımı

Geriye Dön

Prof.Kemal Can ”Büyük Atatürk’ün Kıyafetler Konusunda Ciddi Olarak Attığı Adımlar Nelerdi” Konulu Sempozyuma Konuşmacı Olarak Katılmıştır

18 Aralık 2012

Bölüm Başkanımız Prof. Kemal Can, 18 Aralık 2012 tarihinde Türk Amerikan Üniversiteliler Derneği’nde düzenlenen ”Büyük Atatürk’ün Kıyafetler Konusunda Ciddi Olarak Attığı Adımlar Nelerdi” konulu sempozyuma ”Atatürk ve Giyim” başlıklı bildirisiyle katılmıştır.Metni aşağıda paylaşıyoruz;

Atatürk ve Giyim


Değerli katılımcılar Hepiniz hoşgeldiniz.

Sempozyuma ilişkin konuşmama başlamadan önce, nazik davetlerinden dolayı  sayın Ayşe Cebesoy Sarıalp’e ve derneğin diğer sayın yöneticilerine çok teşekkür ederim.

İzninizle, çok kısaca kendimi tanıtayım. Ben Prof. Kemal Can, M.S.G.Ü. G.S.F. Tekstil ve Moda Tasarımı Bölüm Başkanıyım. Tekstil tasarımcısı, tekstil sanatçısı ve eğitimci-akademisyen kimliklerimle karşınızdayım. Giysi ve Giysi-Moda tasarımcılığı eğitimini verdiğimiz tasarım alanının alt başlıklarından biridir. Dokuma, baskı, triko ve lif sanatı konumuz ile ilgili diğer alanlardır.

Uzmanlık alanım ve konumum gereği ,yapacağım konuşma, özel detaylardan daha ziyade genel tanımlamalar üzerinde yapılanacaktır. Ne kadar becerebilirim bilemiyorum ama didaktik bir sunum yapmamaya özen göstereceğim.

Atatürk ve giysi konusuna değinmeden önce, tekstil konusu ile ilgili bazı genel açıklamalarda bulunmak isterim.

İkinci bir deri gibi, doğumdan ölüme kadar bizi saran, farklı mekanları, giderek çevremizi biçimlendiren, değişik atmosferler yaratan, hayatı daha yaşanılır, konforlu kılan, renklendiren…tekstilin, ilk anda farkında olunan ve daha sonra kavranabilen bazı yönleri, güçleri vardır. Bu tarafı ile medeniyetin çözgüsü ve atkısı konumundaki tekstil için, medeniyeti dokumuştur demek pek de yanlış olmaz. Örneğin, tekstil, insanların yerleşik düzene geçmesine eden olan sosyolojik olaylardan biridir. Zamanında birbirlerinden kopuk olarak yaşayan doğunun ve batının iki büyük medeniyetleri Çin ve Bizans tekstil ile kurulan bir köprü olan İpek Yolu ile ilk temaslarına başlamışlardır. Tekstil nedeni ile tarih boyunca sınırlar değişmiş, yeni haritalar çizilmiştir. Köleliğin ivme kazanarak adeta yeniden  ortaya çıkmasının, emperyalizme karşı yapılan bazı bağımsızlık savaşlarının, endüstri devriminin tetikleyici en önemli nedenlerinden biri, belki de en başta geleni tekstildir. Kısaca tekstil, maddi olarak var olmanın çok ötesinde anlamları, güçleri olan çok boyutlu, ilginç bir konudur.

Tekstilin bünyesinde saklı tuttuğu en önemli özelliklerinden biri onun anlam katabilme, anlamı değiştirebilme, başka bir değişle anlatabilme, betimleyebilme, vurgulayabilme, işaret edebilme…gücüdür. Böyle büyük bir güç, gündelik yaşam pratiği içinde yer alan başka hiçbir malzemede yoktur. Bu ifade ilk anda size çok iddialı, dikkatleri konuya çekmek için coşku ile söylenmiş bir cümle gibi gelebilir. Ancak bu durum gerçekten böyledir. Bu gerçeği küçük bir gösteri ile anlatmak mümkündür. Yaklaşık 90cm x 90cm bir ölçülerinde, beyaz bir bez parçası alalım. Bu hiçbir özelliği olmayan bez parçasının kullanılan, konulan yerlere göre hemen değişerek anlam kazandığını ve beraberinde çevresine anlam kazandırdığını göreceksiniz. Örneğin, o bezi bir masanın üstüne koyun, o masa hemen diğerlerinden farklılaşarak statü kazanır, bir bakıma resmileşir. Başınıza sarın, eğer kadınsanız –bağlama biçimiyle birlikte- başörtüsü, hatta günümüzde dini bir simge olmaktan öte  giderek ideolojik siyasi bir simgeye dönüşmüş olan türban olur. Erkekseniz- yine bağlama biçimi ile, kadınların da kullandığı- bandana ya da daha ziyade Arap bedevilerin kullandıkları keyfiye olur… belinize sarın, önlük ya da etek olur. Üçgen olarak katlayıp sırtınıza koyun şal olur. Bir sopanın ucuna takın, teslim olunduğunu ya da silahsız olduğunuzu, konuşup anlaşmaya geldiğinizi anlatan bayrak olur…..

Dikkat ederseniz tüm bunlar ve daha fazlası sadece basit, beyaz bir bez parçası ile oldu. Daha o tekstilin bünyesinde yer alabilecek, renklerden, dokulardan, motiflerden…ve onun kesilip dikilmesi ile kazanacağı yeni boyutlardan, bu konuşmaya vesile olan giysi boyutundan bahsedilmedi bile.

Yukarıda söylediklerimi bir cümle ile şöyle özetleyebilirim; tekstil anlatır.

İşte Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, giydikleri ile, kendisinin de çok iyi bildiği, tekstilin bu anlatım gücünden faydalanmıştır. Atatürk’ün giydikleri kesinlikle tesadüf değildir. Çok ince detaylarına kadar düşünülmüş, hedefe yönelik olarak planlanmış programın parçası, görsel yönüdür. Büyük Ata, ulusu için yapmak istediklerini giysileri ile anlatmakta idi. Giysiler onun görüşlerini tam olarak yansıtmak ve vurgulamaktadır. Tüm giysileri, aynı görüşleri ve söyledikleri gibi,süslemelerden, sıkıcı abartılı önermelerden uzak; sade, yalın, ilk bakışta anlaşılacak şekilde net, iddialı, parça bütün ilişkileri bakımında dengeli ve beraberlerinde anlam yüklü öncü çizgiler taşır. Ulu önder, giydiklerini nasıl taşıması gerektiğinin de farkındaydı. Kendi doğallığı içinde yaptığı jestler mimikler ve hareketler ile giydiklerine boyut kazandırıyordu. Söyledikleri ve giydikleri ile, bir bütün olarak, doğrudan beyinlere hitap ediyordu.

 Giydiklerini onun kadar iyi ve doğru taşıyan örneklere çok az rastlanır.( Bilindiği gibi günümüzde, ünlü kişilerin, bu konularla ilgili uzmanlardan oluşan danışmanları bulunmaktadır. O kişinin neyi ,ne zaman, nasıl giyineceğine, jestlerine, davranışlarına…bu kişiler –imaj makerlar, staylistler, giysi tasarımcıları..karar vermektedir.)

Osmanlı İmparatorluğunda toplumda bir kıyafet birliği yoktu. İnsanlar dini inancına, etnik kökenine, yöresine-bölgesine, geleneğine, mesleğine göre giyiniyordu. Sultan II. Mahmut döneminde sadece askerlerle memurlara setre ve pantolon, başlık olarak da fes giyme zorunluluğu getirildi. Osmanlı aydınları da batılı görünüşlü giysiler giyerek başlarına kırmızı püsküllü fes takıyorlardı.Farklı dinlere mensup din adamları ise kendilerine has dini kıyafetleri ile dolaşıyorlardı. Örneğin, medrese ulemaları siyah cübbeler ve şalvarlar giyer, başlarına birer dini simge olan beyaz sarık sarardı. Sarıklı din adamlarının halk üzerinde oldukça kuvvetli manevi etkileri vardı. Kendilerine büyük saygı gösterilirdi. Zaman içinde dini görevleri olmayan bazı kimselerde bu giysilerin etkisinden faydalanmayı düşündüler. Cüppe giyip, sarık sarmağa, dini türlü amaçlarına alet ederek kişisel ve siyasi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başladılar. Atatürk, bu konuya dikkat çeken konuşmasında “..Millete hatırlatmak isterim ki, laubaliliğe müsaade etmek asla caiz değildir. Herhalde salahiyet sahibi olmayan bu gibi kimselerin muvazzaf olan zevat ile aynı kisveyi taşımalarındaki mahzuru hükümetin nazarı dikkatine koyacağım” demişti.Yukarıdaki saptamalardan hareketle, Atatürk’e hitaben “o, iyi bir tekstil tasarımcısıydı” demenin pek bir anlamı yoktur. Ancak o,kuşkusuz çok iyi bir tasarımcıydı. Bilindiği gibi, en genel tanımlama ile tasarım, karşılaşılan probleme getirilen çözüm, tasarımcı ise o çözümü öneren kişidir. Atatürk hayatı boyunca problem çözmüştür. Ana problemin çözümüne yönelik olarak, planlı ve kararlı bir şekilde, adeta bir denklem çözer gibi, adım adım küçük problemleri çöze çöze nihai hedefe varmış, kendine inananlar ile birlikte Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Onun giysileri kurmuş olduğu cumhuriyetin, laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin, adeta görsel-fiziksel üç boyutlu görüntüleri, tekstilde kodlanmış olan cipleridir.Bu nedenle onlara, özde saklı tuttuklarının-özellikle giyildikleri tarihsel dönemin ulusal ve uluslararası şartlarının farkında olunmadan, yalnızca birer giyilebilir nesneler olarak yüzeysel bir biçimde bakmak ve o normlar içinde değerlendirmek eksik, hatta yanlış olur.

Önemli olan her alanda, Atatürk bugün yaşasaydı neyi, nasıl yapardının yollarını arayıp, bulmaktır.

Büyük önder, kılık ve kıyafetteki farklılıklara son vermek, özellikle dini görünüşün kişisel – siyasi   amaçlar doğrultusunda kullanılmasını engellemek ve kurulmuş olan cumhuriyetin yeni kazanımlarını giysi yolu ile somut görüntülere dönüştürebilmek için harekete geçti. 
23 Ağustos 1925’te Kastamonu ve İnebolu’ya yaptığı gezilerde şapkayı halka göstererek giysi devriminin ilk işaretini veren Atatürk, şöyle demişti: Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz.”

 

Logo Kitini İndirin

Logomuzun kullanım varyasyonlarını içeren zip dökümanını indirin.